Reklam Verebilirsiniz

Adalet Vicdanın Ruh İkizidir


Bu makale 2016-04-08 06:20:23 eklenmiş ve 304 kez görüntülenmiştir.
Hamza Mercanoğlu

Bir yanlış anlamayı düzeltmek lazım gelir. Asgari ücret hususunda sayın Cumhurbaşkanımızın önemli bir açıklaması vardı, hatırlayacaksınız. “ Asgari ücret maaşın en az verilebilme sınırıdır, Devlet, fazla maaş verene niçin veriyorsunuz demez” Yani gerisi işverenin vicdanına kalmış diyordu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan.

Ülkemizde asgari ücret 1.300 TL olarak belirlensede, Tüik verilerine göre geçinme standartları bunun bir hayli üzerinde çıkıyor. 2016 Mart ayı istatistikleri şöyle “ Dört kişilik ailenin açlık sınırı 1.400 TL, yoksulluk sınırı 4.561 TL. Ama bir kişinin geçim maliyetide 1.739 TL/ Ay.

Ben bir ekonomist değilim, kaleme aldığım yazıda bir ekonomik tahlil yazısı hiç değil. Ne var ki, ülke şartlarını en iyi bilen, yokluğu iliklerine kadar yaşayan Anadolunun bir ferdiyim. Hülasa, hayatı rakamlarda değil, bizatihi yaşayan bir topluluğun arasında büyüyen birisiyim. Zaten mevcut verilerde sunulan rakamların arasındaki çelişki ap açık ortadadır.

Yaklaşık iki asırdır çeşitli gailelerden geçen ve ihtiyaç duyduğu “ Adalet” olgusunu sadece ideallerinde yaşatan, özlemini teskin edebilmek adına, çocuklarının ismini adalet koymuş, adaleti ulaşabileceği en zirve nokta olarak tahayyül eden milletimiz, adaletin tesisini çok istemesine rağmen bir türlü gerçekleştirememiştir.

Osmanlı'nın son demlerinde başlayan “ Batıcılık” Akımı karşısında ezik bir iki büklümlülük travması yaşayan “ Lünpen Jön Türkler” Adaletle, eşitliği, vicdan ile Hümanistliği birbirine karıştırarak, insan olabilme erdemliliğinin tek ve yegane kaynağının Demokrasiden geçtiği yalanının kuyruğuna takılmışlardır. Oysa ki, tüm bunlar birbirinden fersah fersah uzak ve Nitelik- Nicelik bakımından çok farklı kavramlardır.

Tıpkı bugün Ortadoğu bölgesinde çıkartılan savaşlar ve iç karışıklıklar marifetiyle, hergün yüzlercesi öldürülen Müslümanların sadece rakamsal bir değer taşıması gibi. Diğer taraftan Batıda yaşanan en küçük bir cinayete dahi tahammülü olmayanların, kendilerinden hissetmedikleri için vicdan mekanizmalarının harekete geçmediğini görürüz. İşte bu Batılı vicdanı ve adaletidir. Halbu ki tüm bu kavramların sırtını yasladığı bir ilkeler manzumesi olmalı değilmidir?

Victor Hügo'nun söylediği şu sözler ne kadar enteresandır “ Pariste bir adam öldürülse bu bir cinayettir. Doğuda elli bin insan boğazlansa bu sadece bir meseledir “

İki asra yakın bir zamandır, kaybettiği kimliğini ceketinin iç cebinde kaybeden Müslümanlar için, adaletin öz be öz kaynağı kendi inanç sisteminde gizlidir. Kendi çıkarlarını, bölgesel çıkarlarını, en nihayet ulusal çıkarlarını kollamayı adaletin terazisi zanneden Batı dünyası, kendi coğrafyalarında , birbirlerine karşı adil görünselerde aslında öyle değiller. Zira ikinci dünya savaşında milyonlarca insanın hunharca katledildiğini görüyoruz. Savaşan tarafların aynı din ve kültüre sahip olduğu dikkat çekicidir.

Tam bu noktada Hz.Mevlana'nın konuya ışık tuttuğu bir kıssa nekledeyim “ Hazret talebeleriyle beraber dolaşırken bir gurup köpeğin sarmaş dolaş yattıklarına rast gelir. Talebelerden bir tanesi hayret ve içtenlikle

-Sübhanallah ne güzel anlaşıyorlar, ne güzel kardeşler... Diyerek muhabbetini ifade edince, Hazretin cevabı muhteşemdir.

- Önlerine bir kemik atta o zaman gör kardeşliklerini....!

Batı dünyasının adalet ve vicdan kriterleri tam olarak budur. Çıkarlarını ve benliklerini kutsallaştıran bir anlayıştan başka bir şey değildir vicdan. Her ne kadar yazımın başında Asgari ücret ve geçinme hususunu gündeme getirsem de, meramım adalet ve vicdan olgusunu işlemekti. Aslında sorunun kaynağı kalem değil, bizatihi cetvelin kendisidir. Zira “ Eğri bir cetvelden doğru çizgi beklemek safdillik olur” Adalet Devletin ve onu yönetenlerin tek başına ikame edebilecekleri bir şey değildir. Toplum kendi içinde ve birbirine karşı ve hatta kendisine karşı adil değilse, vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışıp kalmışsa zaten baştan konu kapanmıştır.

Yahya'lılı Hacı Hasan Efendi'nin muhteşem bir sözünün nakletmek isterim. “ Eğer bir mahallede zengin var ise fakir yoktur. Ve fakat, fakir var ise zengin yoktur” Diyerek, sınıflar arası dayanışmanın adaletin olmazsa olmazı olduğunu en güzel ve ironik şekilde ifade etmiştir.

Siyasetçilerin seçim meydanlarında ismin anmaktan haz aldıkları ve kıssalarını ballandıra, ballandıra anlattıkları, adaletin timsali Hz. Ömer (R.A) den bir kıssa ile yazıma son vereyim.

“ Hz. Ömer'in Hilafeti sırasında elma çalan bir adam bahçe sahibi tarafından yakalanarak Halifenin huzuruna getirilir. Hırsızlık yapanı sorgulayan Halife Ömer, adamın bu işi açlıktan yaptığına kanaat getirerek - Bu adamın patronu kimse onu getirin. Der.

Hırsızlık yapan adamın patronu halifenin huzuruna getirilir. H.Z. Ömer adamın gözlerinin içine bakarak, sadece oradakileri değil, arşı titretecek bir ses tonuyla – Eğer bu adam bir daha elma çalarsa, onun değil, senin kolunu keserim!...

İşte adaletin kıstası ve kriteri budur. İslamda kısasın hükmüde budur. “ Hırsızlığa giden yolu kesmeden, hırsızın kolu kesilmez!” Adaletten bahsedildiğinde huşuyla gözleri yaşaran ancak pratikte “ İşçisine verdiği bir aylık maaş, oğluna verdiği bir günlük cep harçlığına bile denk gelmeyen, 8 saatlik ücreti bile gününde ödemeyip 12 saat çalıştıran” İş adamları, patronlar! Allah'tan korkun ve kıyamet günü HZ. Ömer'in gazabından çekinin. Emin olunuz ki, asgari ücretin Devlet tarafından belirlenmesi sizi sorumluluktan ve cezadan kurtaramayacaktır.



 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...

Köşe Yazarları

Güncel Gazete Oku

En çok okunanlar

Hava Durumu
Namaz Vakitleri

Nöbetçi Eczaneler

E-Mail Bülten Kaydı
GHaber İnternet Gazetesi. Sitemizde Yayınlanan Haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Köşe Yazılarının Sorumluluğu Yazarlarına Aittir.