Reklam Verebilirsiniz

Yunanistan’a Nobel Verelim, Bizi de Şiddetle Kınayalım!


Bu makale 2016-03-29 03:00:44 eklenmiş ve 126 kez görüntülenmiştir.
Sabiha Doğan

Dünyada bizler kadar algı yönetimini bilmeyen, halkla ilişkiler becerisi sıfır, kendini ifadeden aciz başka bir millet var mı bilmiyorum! Aslında “bilmiyorum” değil “kat'a ve kesinlikle yok” demeliydik değil mi?

Sadece Suriyeli mültecilere yardım, terörle mücadelede kamuoyunda düşülen pozisyon bile bu konuda ne kadar bilinçsiz ve beceriksiz olduğumuzu aşikâr ediyor.

Üç-beş avuç terör yayınının sosyal medyada, basında yaydığı dezenformasyonla boğuşmaktan başka bir işe enerjisi kalmayan medya gücümüzün zafiyeti, mülteci konusunda da sürekli karşımıza çıkıyor.

Suriye savaşı başladığından bu yana toprağını, evini Suriyelilere açan Türkiye'nin bunu halkla ilişkiler için yapmadığını biliyoruz lakin artık tüm düşüncenin algıdan oluştuğu hakikatini gözden kaçırmamamız gerekir…

İki gündür tüm TV kanallarında, haber sitelerinde, sosyal medyada Suriyeli çocuğu yere atan adam görüntüsüne o kadar maruz kaldık ki vicdanımız ruhlarımızı sarstı. Bu, insanın savrulduğu çukurda ne derece çirkinleşeceğinin bir görüntüsü olsa da diğer taraftan toplumsal tepki, milletimizin hassasiyetini göstermesi açısından anlamlıydı.

Lakin işin kötü sonuçlarından biri, iç ve dış kamuoyunda bir nefret toplumu olduğumuz gibi herkesi topyekûn zan altında bırakmakla birlikte yıllardır mültecilere kucak açan bir devlet/millet tasavvurunu yerle yeksan etmesiydi!

Yanlış anlaşılmasın. Görüntülerin sumen altı edilip çirkinliğin görmezden gelinmesi değil isteğimiz. Nitekim saldırganın gözaltına alınmasında da görüntülerin etkisi tartışılmaz! Öte yandan adamın gözaltına alınıp cezalandırıldığına ilişkin haberlerin kamuoyunda neden aynı şiddette yer almadığını, yer vermediğimizi de düşünmeliyiz.

Bir yandan ülkelerine gelen bir avuç göçmeni Türkiye'ye göndermek için kırk takla atan Yunanistan'a, yaptığı algı yönetimine bakıyoruz bir yandan da yaklaşık 3 milyon mülteciye kucak açan Türkiye'nin haline…

Oxford, Princeton, Harvard, Cornell ve Kopenhag Üniversitesi akademisyenleri, aralarında topladıklar 280 imza ile adalara gelen mültecilere ev sahipliği yapan Kos, Rodos, Sakız, Midilli, Leros ve Sisam adaları için Nobel Barış ödülüne aday gösterilmesi kararı aldığını biliyoruz.

Akademisyenler, “Kaçak göçmenlere ülkenin derin ekonomik kriz yaşamasına karşın kucak açan ve Türkiye'den gelen göç akınına sağduyu ve özveri ile yaklaşan adalar halkının bu ödüle layık görülmesi gerekir” yorumunu yapıyor. (“Türkiye'den gelen göç akını” ifadesine de ayrıca dikkatinizi çekerim.)

Tüm Avrupa'dan daha fazla mülteciyi barındıran Gaziantep'i, kendi nüfusundan fazla mülteciye ev sahipliği yapan Kilis'i, ülkedeki 3 milyon Suriyeliyi düşününce Batılı, saygın üniversite akademisyenlerin Nobel adaylıklarındaki tercih anlamlı bulmuyor musunuz?

Birkaç fotoğraf ile medyaya servis edilen yardımseverlik imajı üzerine şekillendirilen algıya, Kanada'nın kullandığı görselleri de örnek verebiliriz.

Türkiye'ye gelince; ensar duygusuyla yapılanların dünyaya pazarlanması gerektiğine inanmıyor olabilir ama bu hissiyat, dünyanın artık öküzün boynuzları üzerinde değil algı yönetimi, pazarlama, halkla ilişkiler üçgeni üzerinde durduğunu anlamasına engel olmamalı vesselam…

Not: Seyyar satıcının, mülteci çocuğu yere attığı görseli tüm dünyaya yaymayı başardığımızdan eminiz değil mi?

Twitter.com/sabihadogann

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...

Köşe Yazarları

Güncel Gazete Oku

En çok okunanlar

Hava Durumu
Namaz Vakitleri

Nöbetçi Eczaneler

E-Mail Bülten Kaydı
GHaber İnternet Gazetesi. Sitemizde Yayınlanan Haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Köşe Yazılarının Sorumluluğu Yazarlarına Aittir.