Reklam Verebilirsiniz

Cumhurbaşkanı ve Basın Özgürlüğü...


Bu makale 2016-03-29 02:49:29 eklenmiş ve 170 kez görüntülenmiştir.
Hamza Mercanoğlu

AYM'nin verdiği karar doğrumu? Tartışmaları ülke güdemine oturdu. Rütun bir yargı kararı nasıl olurda bir anda ülke meselesi haline geliverir diye düşünülebilir. Mesela, bu konu Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde yaşanmış olsaydı yine bu kadar tartışılırmıydı? Hiç sanmam.Gazetecilerin sadece “ Gazetecilik” yaptığı ülkelerde bu nevi bir davaya rastlayamazsınız ki!

Meseleyi “ Basın özgürlüğü” kapsamında düşünüp, mağduriyet bağlamına tutturanlar için AYM'nin almış olduğu karar “ Bir hak teslimiyeti”nden başka bir şey değildir. Ancak hakikaten öylemi? Can Dündar ve Erdem Gül gazetecilik yaptıkları içinmi tutuklanmışlardı? Olaya sadece kendi ölçeklerinden ve ideolojik bakan çevreler hadiseyi böyle yorumlasalarda, davanın temelini oluşturan “ Mit tırlarının durdurulması” konusu öyle sıradan bir haber paylaşımı değildir.

En gelişmiş demokrasilerde dahi, Devletin ulusal güvenliğini tehlikeye atmak ve istihbari bilgilerini sızdırmak vatana ihanet olarak adlandırılır ve ilgili maddelerden yargıya taşınır. İstihbaratın güçlü olduğu ABD ve bir çok batı ülkesinde ise bu suçları işleyenler yargı aşamasına bile gelmeden bir oldu bittiye getirilerek infaz edilir.

Tamda 28 Şubat arifesinde bir karar alarak meseleyi “ Hak ihlali” olarak yorumlayan Anayasa Mahkemesinin tavrı vatansever kamuoyunun vicdanını rahatlatan bir karar olmamıştır. Yakın tarihte yargının bir darbe teşebbüsünde bulunma gerçekliğini göz önüne alırsak, verilen her kararın arkasında “ Siyasi” olup olmadığı şüphesi olağan hale gelmiştir. Devletin istihbarat teşkilatına operasyon çeken darbecilerin isteği doğrultusunda, çok gizli bilgileri dışarı sızdırma suçlamasıyla tutuklanan kişiler hakkında jet hızıyla verilen bu kararın tartışılmasından daha doğal ne olabilirki?

Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan'ın Fildişi ziyareti öncesinde yaptığı açıklamada basın özgürlüğü ne temas etmesi ve ihanetle suçlanan gazetecilerin durumu hakkında söyledikleri kişisel bir husumet asla değildir. Hele, hele AYM konusunda konuştukları, tam olarak bir devlet adamının hassasiyetlerini barındıran sözlerdir.

Basın özgürlüğü sloganıyla, gazetecilik kisvesi arkasına sığınarak kirli iş çevirenlerin tezgahlarını bozmak ve kirli çıkar ilişkilerini teşhir etmek basın özgürlüğüne müdahalemidir?Bugün basın özgürlüğü diye bağıranların, 28 Şubat darbesinde kimlerin yanında olduklarını çok iyi biliyoruz. İçerisinde benimde dahil olduğum bir çok gazeteci çeşitli suçlamalarla göz altına alınıp zamanın DGM'lerinde yargılanırken hiç sesleri çıkmaya bu güruh, söz konusu kendi yandaşları olduğunda hemencecik en demokrat kesiliverdiler.

8 Ekim 1998 yılında başörtülülerin üniversitelerde okuyabilmesi gerektiğine dair kurduğum bir kaç cümleden ötürü gözaltına alınıp, apar topar tutuklandığımda Hürriyet Gazetesinde benimle ilgili çıkan haber aynen şöyleydi “ Tahrikçi Radyocu tutuklandı!” (Haber siteden çıkartılmış) Tahrik ettiğim cümleler şunlardı “ Başörtülü öğrencilerde üniversitelerde özgürce okuyabilmeliler” Çok garip bir çelişkiden bahsedeyimmi? Birkaç gün önce Anadolu Ajansı 28 Şubat ile ilgili benimle bir röportaj yaptı ve bunuda abonelerine özel haber olarak servis etti. Bu haberi sitesinde ilk yayınlayan kimdi dersiniz? Hürriyet gazetesiydi elbette..! “ 28 Şubat mağduru gazeteciler” başlığı altında bu haberi sitesinde yayınlayan Hürriyet Gazetesinin tutuklandığım tarihteki haberiyle, bugünkü haberini yan yana getirdiğinizde muazzam bir çelişki çıkıyor ortaya. Dün başka, bugün başka..!

Bir gazeteci olarak hiç bir gazetecinin ne yargılanması ve nede hapiste yatması beni asla mutlu etmez,  velev ki bu düşmanım dahi olsa. Zira bilirim ki, aydın bir insan için hapishanede bir gün yatmak dahi zül'dür. Bunu, 312. Maddeden hapis yatan bir Cumhurbaşkanından dah iyi kimse bilemez, Hal böyle iken, söz konusu olan düşünmek ya da fikirlerini ortaya koymak değilde, ihanet çetelerinin ülkeyi ele geçirme emellerine alet olmak ve çıkar karşılığında onlara hizmet etmekse işin rengi değişir o zaman. Zira söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.

Buyrun basın özgürlüğüne bir bakalım. Gezi olaylarında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan hakkında gazetelerde ve özellikle sosyal medyada o kadar ağır ithamlarda ve hakaretlerde bulunuldu ki, zıvanadan çıkan bazı alçaklar bu ülkenin Başbakanının mahremine saldıracak ve ona alçak sövgülerde bulunacak kadar azdılar. Allah aşkınıza, dünyanın neresinde var bu kadar özgürlük?

Cumhurbaşkanı için “ Firavun,yezit,faşist,” gibi sıfatlarla saldıracak kadar acizleşen meczubları dahi “ Basın özgürlüğü” deyip geçiştirmeye çalışan art niyetlilere karşı “ Evet haklısınız, bu basın özgürlüğüdür” diyebilirmisiniz? Siz, bir park tartışmasında dahi şahsınızla veya mahreminizle ilgili en küçük bir hakarete uğradığınızda kıyametleri kopartırken, bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanına her gün sinkaplı küfürler edilecek ve bu millet, bu Devlet buna sessiz kalacak öylemi?

Cumhurbaşkanı gerek AYM ve gerekse basın özgürlüğü konusunda çok doğru tespitlerde bulunmuştur. Burası bir muz Cumhuriyeti değildir ve eğer birileri Devleti doğrudan tehdit eden bir takım çalışmalar içerisine giriyorsa, Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, bunun adı “ Casusluktur” Böyle bir suçlamayla karşı karşıya olan kişiler, dünyanın hiç bir yerinde bu kadar kolay salıverilmezler.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...

Köşe Yazarları

Güncel Gazete Oku

En çok okunanlar

Hava Durumu
Namaz Vakitleri

Nöbetçi Eczaneler

E-Mail Bülten Kaydı
GHaber İnternet Gazetesi. Sitemizde Yayınlanan Haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Köşe Yazılarının Sorumluluğu Yazarlarına Aittir.